Hayatı Günah Keçisi Kılmayacağım

Sabahlara “günaydın” diyen dillerim, içlerinde örtülü ve güçlü bir şekilde “öleme” sözcüğünü de beraberinde getirir oldu.

Her günün her vaktine uygun dilekler dillendirilirken, bu sözcük yavaş yavaş gerçek bir duruma dönüştü.

Taşınamayan market poşetlerinde, yetiştirilemeyen işlerin sonunda, güçlükle noktalanan günlerin bitiş anlarında…
“Öleme…”

Sen öleme, sen göreme, sen tutunama, sen ulaşama, sen rahatlayama…

Ağır ithamlar gibi algılanabilir; algılansın.
Ama bu ithamların uzunluğu ve derinliği, benim ve çocuklarımın hayatı, hayali ve umudu kadar değildir.

Yetmeyecek, yetmiyor.

Hayata yükleyecek hiçbir sorumluluğum yok.

Çünkü hayat değil yaşananlar…
Başımıza gelenler hayat değil.
Hepsi seçim. Birilerinin ya da bizim seçimlerimiz…

Hayatı günah keçisi kılmayacağım.
Elinde uygun toprak, uygun iklim, yeterli su ve tatlı rüzgârlar varken talan edilen ekinlerin, çatlamayan tohumların, filizlenmeyen fidanların sorumlusu hayat değil; o tarladan sorumlu olandır.

Bizden sorulan ve beklenenleri havaya savururken, neden hayat suçlu olsun?
Elimizdekileri toprağa ekmeyip çekmecelerin dibinde bekletir, soğuk kış günlerinde gömüp yok edersek bunun sorumlusu hayat olamaz.

Zamanı değerlendirmemek, nefsi öncelemek, dürtüleri büyütmek de hayatın suçu olamaz.

Tam aksine hayat ve zaman birer yardımcı ve hekimdir.
“Sana seçenek sunuyorum” der, seni sürekli onarır, her defasında yeni yollar açar.

Seçenekler bitmez.
Seç diyor hayat, her an, her gün, her sabah.

Hayat seçeneklerdir.
Ve sonuçlar da biziz.

Sonuçları seçen hayat değildir; hayat sadece sunar. Biz alırız veya reddederiz.

Sonuçlar bizimdir.
Hayatın hiçbir suçu yok azizim…

1 Comments