Boşanma, yalnızca resmi bir sondu.
Asıl vedalaşmalar, aylar öncesinde—belki yıllar evvel içimde başlamıştı.
Ne zaman ki kendime rağmen susmaya başladım,
Ne zaman ki “idare etmek” adı altında yok sayıldım,
Ve ne zaman ki sevgiyi açıklamak için sürekli mazeret üretmek zorunda kaldım...
İşte o zamanlar, yavaş yavaş bir şeyler bitti içimde.
Büyük acılar yaşadım.
Çekilmez kalp ağrıları,
Mantığımın sustuğu, duygularımın tek başına karar aldığı aylar...
Kendime ait olmadığım günler...
Kendime rağmen yaşadığım geceler...
Zihnim bir dönem çöktü.
Sistem dondu.
Ne hissedeceğimi bilemediğim anlar birikti.
Ama işin tuhafı şu:
Tüm bu acı, bu karmaşa, bu “katlanma” hali içimde zaten bir bitişti.
Boşanma günü geldiğinde, ağladım evet.
Çünkü bir insan kolay kolay bir hayalin tabutunu taşımıyor.
Ama o gözyaşları acıdan değil, kapanıştan aktı.
Bir kitabın son sayfasını kapatır gibi…
Bir filmin sonunda çıkan yazılar gibi…
“Ve bitti.”
Kendimi suçlamadım.
“Çok mu erken?” demedim.
Tam tersine:
“Geç bile kaldım” dedim.
“Ne kadar zaman almış aslında o son adımı atmak...” dedim.
Ve sonra bir şey oldu.
Sanki Allah, o gün bana küçük bir hediye sundu.
Beklenmedik bir huzur,
Yabancı olmayan bir yakınlık,
Ve bedenimin içinde yıllardır hissetmediğim bir gevşeme...
Bu yüzden artık biliyorum:
Bitirmek için boşanmak gerekmez.
Ama başlamak için kendi içimden de izin almam gerek.
Allah o izin için gereken cesareti bilinci verdi
Ve dün bitti..
Narsisten boşandım.

2 Comments
eveet işkenceye ne gerek var huzur iyidir :)
YanıtlaSilPrangalar bazen ayağa takılmaz kalbe de vurulur o kadar üzgünüm ki umarım kalbin biraz olsun hafiflemiştir umarım aldığın kadar evlilik kadar doğal karşılanmıştır. Hayatının yeni sezonuna hoş geldin umarım hayatın o kadar hafifler ki bir kuş gibi rahatça özgürce konarsın her dala...
YanıtlaSil