Bir Kaban,Bir Hayal

Son birkaç aydır hayaller çok uzak, gerçek hayat fazla yakın.

Düşündüm bunu uzunca bugün…
Üç beş dakika kadar falan.
Günümüzde uzun düşünmek bu kadar sürebiliyor zaten;
Gün hep dolu hep yoğun içinde çünkü…

Düşündüm…
Eskiden,
hayallerimin ne kadar daha fazla olduğunu;
sayı olarak.

Kimisi gerçekleşti tabii,
kimisi ise tamamen uzaklaştı.
Bu hayaller odasına da nicedir sanırım yeni bir hayal eklenmedi.

Güncellenmedi o alan…
Birkaç köşesi boş bu yüzden.

Hayal diyorum;
her zaman çok büyük, çok ulaşılmaz olmak zorunda değil.
Hatta ulaşılabilir hayal kurmanın
ayrı bir konforu, ayrı bir rahatlığı var diyebilirim.

Kısa sürede hayal edilen bir şeye ulaşmak
nasıl hissettirirdi, bir düşün…

Vitrinde günlerce önünden geçtiğin
o güzel, renkli kabanı aldığın anı mesela.
Belirlediğin günde gidip almanın mutluluğunu düşün…

Mağazaya giriyorsun.
Artık o kaban camın arkasında değil,
tam karşında duruyor.
Ona dokunabiliyorsun;
kumaşına, dokusuna bakabiliyorsun.

Henüz kokusu olmadığı için
koklamana gerek yok belki ama
senin olunca o kaban sana benzeyecek.
Senin kokunu taşıyacak önce.
Bir sonraki yıkamaya kadar
azıcık, minnacık esneyerek
bedenine kendini uyumlandıracak.

Kabanı ilk kez giydiğin anı hayal et.
Özellikle koluna geçirdiğin o anı…
İçindeki astarın kayganlığını düşün.
Birden kolunu sarmasını,
sana tam oturmasını…

Senin için dikilmiş sanki.

Aynaya yaklaşıp
kendine şöyle uzaktan bir bakıyorsun.
Nasıl yakıştı sana, değil mi?

Gözünde canlandırabiliyor musun?
Rengi, modeli, uzunluğu, tarzı…
Tam senlik.

Senlik bir şeyin,
artık gerçekten senin oluverdiğini düşün.

İşte bu,
bir hayalin gerçek olduğu andır.

“Tam bana göre!” diyerek
sevinçle kasaya yönelip
ödemesini yapıp,
artık uzunca bir süre senin olacağını,
dolabında yer alacağını bilmenin mutluluğu…

Bu gibi hayaller ne kadar hoştur.
Ve ne kadar ulaşılır aslında…

İnsanın içini doldurur,
evet, insanı doyurur bu hayaller.

Materyal bir örnek verdiğimi biliyorum
ama en kolay böyle anlaşılacağını tahmin ediyorum.

Küçük hayaller…
Kuralım bunlardan bolca.
Küçük küçük…

Bazen güzel bir çiçek vazosu,
bazen yüreği tatlı bir arkadaşla
içilen güzel bir kahve…

Kuralım ki ulaşabilelim.
Kuralım ki hayallerin
gerçekleşebileceğini gözümüzle görelim,
tanık olalım.

Büyük hayallerimizi de elbette
kalbimizin, zihnimizin bir köşesinde yaşatalım.
Var olsunlar.
Ve hayırlıysa,
en hızlısından gerçek olsunlar.

Neden olmasınlar ki?

Ama bu küçük, minik hayaller…
Yaşam aşılıyor insana.
Canlı hissettiriyor.
Kalbi renklendiriyor.

Kalplerimiz çok acımaya başladı çünkü.
Sesleri duyulmamaya başladı sanki.
Yok sayılıyor gibi…

Kalp sessizdir, evet.
Zihin ve akıl gibi
sesini duyuramaz.

Ama şuna şahit oldum:
Kalp ihmal edilince
intikamını sessiz ve usulca alır.

Ve kalbin intikamı
çok, çok acı olur.





0 Comments