Fotoğraflı Ay Dökümü - Ocak/2026


Haftalar hızlandı ve zaman takip edilecek gibi değil artık, aksini söyleyene kulaklarım tıkalı, duymuyorum.

Ben yavaşlamak istesem de yavaşlayamıyorum, yavaşlamama izin verilmiyor çünkü ve bu kesinlikle tartışmaya kapalı bir durum artık. Esnetmek evet mümkün ama zamanı yavaşlatmak veya azıcık slow motion yaşamak gerçekten gittikçe zorlaşıyor.

Bu yüzden ben de “Evet gerçekten de ben öyle bir şey yaşadım” yönünde bir kayıt tutabilmek adına aylık olarak benim için önemli/anlamlı/etkileyici olayları temsil eden görselleri paylaşmaya devam etmek istiyorum.



Etkinlik, gezginlik, tozmalık bakımından sakin bir aydı; çoğunlukla çalıştım ve çalışmadığım zaman evimde, kısacık bile olsa, biraz daha huzurlu vakit geçirmeye çalıştım. Yukarıdaki kareler ya iş yerinde ya da iş yerine giderken çekildi. Kahve vazgeçilmezimdi, durum daha da beter oldu.



Beyaz gül sevdam sönmek bilmiyor.
Yakın bir tanıdığımın bahçesinden dikmek üzere birkaç dalcık aldım. Yapracık verdi kısa bir sürede; yakında toprağa verilecek ve büyüyünce gül olacak kendisi, hem de beyaz gül.


Bir akşamüstü iş yerine gitmem gerekti, balkonda bir kahve molası verdiğim sırada soldaki fotoğrafı çektim. Loşacık bir videosunu da Instagram’a story olarak attım, arka planda da Aşkın Nur Yengi’nin “Susma veda erkenken” şarkısı çalıyordu; özellikle de “Kal..!” diye içimi söktüğü kısmını.
O nasıl bir “Kal” demekti öyle…
Gitmek bile utandı.


Uygun fiyata ikinci el olarak soldaki halıyı aldım, artık bunları arasan da bulamazsın. Satışları yok, olsa da benzerleri vardır; çoğu da sentetik. Bu kendi orijinali.
Yunanca yazılmış bir duvar yazısı.
Düz bir tercüme ile:

Sana aşk diyorlar ama
İsmin lezzettir, senin



Ve sakin akşamlar, bitki çayları, loş ışıklar ve kırklı yaşların en güzel zaman dilimlerinde kulaç açmalarım…



Dolaştım şehri bir turist gibi, turistik tasladım yani. Kameramı da aldım, nicedir gün yüzü göremedi garibim. Lezzetli bir tatlı molası ile noktaladım gezimi, güzeldi.
Tenekelerin renkleri ve güzelliği… Üzerindeki mesajlar ve umut… Tenekelerde bile güzel.
Güzeldir umut.


En çok enerjimi alan yere geldim… Kendi odam daha geniş olduğu için ve bana da oldukça büyük geldiğinden çocuklara verdim. Ben de onların odasına geçiş yaptım ancak bu odayı nasıl dekore edeceğim diye de beynimi mengeneler ile sıktım desem yalan olmaz.
Duvara terracotta renk istedim, yani toprak rengi; gidip aldığım toprak renginden asırlarca uzakta bir tondu. “Öyle olsun” deyip duvarı komple boyadım. Boyam yetmeyince biraz daha aldım, eve geldim, boyayı hazırladım ve duvara uygulayınca taa taaam, renk farklıydı ve ben bolca sürmüştüm bile.
Morallerimin tümü bozuldu ama hırs yaptım; sürüncemeden çıkmak adına mutlak manada o duvar o gün boyanacaktı, öyle ya da böyle…
“Trust the process” derler ya, o motto üzere elimdeki tüm boyaları boca edip artık şansıma hangi renk çıkarsa onunla boyarım diyerek tanımlayamadığım bir renk elde edip duvarı boyadım.


Evde tatlı olmalı, haftada en az bir kek pişmeli, ev ev kokmalı diyerek kendime psikolojik anne baskısı uyguladım. Kokular eve yayıldı, bu görev de tamam. Kahve elimden düşmüyor.


Ve işte odamın son hâli…
Yeşil tonlarda bir renk elde ettim. Ummazdım bu kadar güzel olacağını ama oldu. Bilgisayarımı da balkon kapısına yakın aldım.


Son olarak da bu ev ve bu sokak… Osmanlı döneminden kalma bir cevher gibi bir şey görünüyor. Evin detayları o kadar zarif ve etkileyici ki… Hemen yanı başında duran çeşme de aynı şekilde. Dili olsa da anlatsa…

Kimler su içti, kimler lafladı, kimler güldü, kimler ağladı başında…

Ama şahitlik eden sadece fotoğraflardır her zaman. Hikâye her zaman yaşananın gözünden anlatılıyor; belki doğru, belki yalan…

Sevdiğim bir YpuTube kanalı ekliyorum, izlemek isterseniz çok tavsiye benden.

Sevdiğim bir şarkıyı da ekliyorum, kendisine dair ipucu eklemiyorum; fikrinizi yorumlara yazarsanız sevinirim.

Anlar içinde anlam varsa o gün de, ay da, hayat da yaşanmış olur canlarım… Vallahi öyle.

Her şey anlamdır…
Anlam varsa tamamdır.


Sevgilerimle…

0 Comments