Nerdeyse Eylül bitmek üzere ama ben ancak Ağustos ayını kayıt altına alabiliyorum,bu sefer tembellikten..veya,hadi kendime yüklenmeyeyim yine de,zihnimi toparlayamamaktan diyeyim..bilmem neden böyle bilmem..
Ya biz çok hızlıyız ya gelişmeler çok fazla ya da yaşananlar çok hızlı uçup gidiyor..bir terslik var gibi ama neyse diyorum..
Bu satırları yazarken acaba ileride girip bunları tekrar okuyup,satırlarca anlatmadığım her görselin arkasındaki bana özel bir duyguyu bir düşünceyi tekrar canlandırabilecek miyim acaba..
Biraz daha derli topluydu sanki zihin biraz daha dingindi sanki hayat,haftalar aylar bu kadar hızlı geçer miydi eskiden yoksa yılların freni mi patladı ben anlayamıyorum..
Kaldı ki ben anın içinde kalabilen insanım..ne olursa olsun gün içinde mutlaka kendimle başbaşa kalan bir insanım..ne olursa olsun..gerek 5dk gerek 10dk..
Sormadan edemiyorum yine de;bir hafta ne kadardır,bir ay ne kadardır..zamanın ana malzemesi nedir,varsa,varsa malzemeden birileri mi çalıyor acaba..yani yaşananlar ortada,ama duygusal olarak veya deneyim yaşanmışlık anı veya hatıra olarak içimde yer edemiyor sanki bir çok şey..
Abooov..kendimi psikoterapiye soktum farkında olmadan..
Görseller de olmasa bunlar yaşanmadı derdim heralde ama vallahi yaşandı..
Yalnızlığı büyük bir hırsla önerenlere çok kulak asmak gelmiyor içimden çünkü insan fıtratına yalnızlık gerçekten ağır gelen bir durum,en kötü mahkumların bile çarptırıldığı en keskin ceza yöntemi tamamen yalnız bırakılmak olduğu aklıma geldikçe bu yalnızlık sevdalılarına gitgide daha az kulak asar oldum..olmadı bir kaç iyi dost olmalı insanın hayatında..
Dost bazen tatlı bir çocuk veya şirin bir hayvan da olabilir ama gönül paylaşımları mutlaka insan ister,bu değişmeyecek.
Ağustos ayı bolca doğum günleri içeriyordu..benimkini de tabii ki..çiçekler daima heyecanlandırır..severim onları,kuruduklarında atmaya da kıyamıyorum..o derece.
Hayatın kendi akışında oluşunu da severim..bir akşma yürüyüşü,geç vakitlere kadar süren anlamlı sohbetler,tatlı tatlı esen rüzgar,insan sesleri ışıklar ve barış..şu barış ne kadar güzel bir şeydir yahu..
Deniz diye bir nimet var,ne cebe ne göze sığar..olmasa olmaz,yazın da kışın da ayrı güzel,fevkaladenin fevkinde her mevsim..
Doya doya..
Eylül bitmek üzere..içim dışı kademe kademe..çokça ruhsal iniş ve çıkışlar,kayboluşlar sonra yeni baştan kendimi buluşlar ve her seferinde sanki güncelleme almış gibiyim..buram böyle miydi oram şöyle miydi,dün?..dünden önceki gün..?
Muamma haller..
Dünyadan geçiyorum,günün içinden gecenin karanlığından ve çoğu zaman hoş gelir bana bu haller ama insan çok enteresan bir varlık cidden..
Dolması kadar boşalması da değişken,akışkan sanki..bir yerlere akıyor insanlığımız,insanlık değil de o ruhsallığımız,içsel rengimizz,canımız,gönlümüzün formsuz şekline ayakt uydurmaya çalışmanın akıl almaz eforu sonra..ah daha neler neler..
Sinir bilimcileri ve psikologlar çözsün bunları ben hala zamanın nasıl bir şey olduğunu dahi çözemedim 48'inci yaşımda..
Eylül postunda görüşmek üzere,sevgilerimle..
0 Comments